Sıcak, sıcaklık. Güneş son gücü, tüm gücü ile yanıyor sanki. Topraklar yarıldı, yol boyu dikilmiş ağaçlar susuzluktan kurudu. Hâlbuki bu ağaçlar şehrimiz için, Banaz'ın güzelliği için mühimdi. Üç günde bir İtfaiye aracı çıkarılsa bu fidanlar kurtulurdu. Yapmadılar. İlgililere her müracaat edişimde 'sulanıyor, suluyoruz' cevabını aldım. Tabi ki yalandı...
Allah'tan bugün biraz yağmur yağdı. Yağmur... Arabanın silgeçlerini çalıştırarak Baltalıya doğru yola çıktım. Yağmur suyu kızgın asfalt'ta buharlaşıyor, ben yolu zorlukla seçebiliyordum.
İkindi namazı için Küçük Oturak Köyü'ne girdim. Bu onüç haneli küçük köyün kubbesiz, minaresiz camisinde ancak üç kişi vardık. Namazdan sonra hoca minare inşa etmek için işe başladıklarını söyleyip, açılan temeli gösterdi. Ellerinde bin lira bulunduğunu, lakin bu iş için 15 bin liraya ihtiyaçları olduğunu anlattı. Lazım olan parayı Almanyalılardan ve Banazdaki esnaftan tedarik edeceklermiş.
Dönüşte Mustafa Sönmez Bey'in ''benzinliğine'' uğradım. Uyuyormuş, uyanmasını bekledim. Bir plastik, küçük tanker'den 15 liralık benzin çekiverdi. Satışları 'idare edermiş' ya, veresiye isteyenler çok oluyormuş.
Koz viran'dan Şaban Köy'e hemen hemen bütün çeşmeler akıyor.İstinasız her çeşme içki alemine mekan olarak kullanılmış.Çeşmelerden gürül gürül,buz gibi sular akıyor.Kıyısındaki bira tenekeleri ve rakı şişelerine rağmen.Zira o Rabb'il Alemin!..