Gribe neden olan influenza virüsü; hasta veya taşıyıcı kişilerin hapşırması ya da öksürmesi yoluyla kolaylıkla bulaşabilir. Virüs bulaşmış ellerle temas etmek veya öpüşmek de yine bu virüsün geçmesine neden olan diğer faktörlerden. Ayrıca grip hasta veya taşıyıcı kişinin tuttuğu kapı kolu, telefon ahizesi veya havlu gibi ortak kullanım eşyalarından da bulaşabiliyor. Hasta kişilerden çevreye saçılan virüs parçacıklarının havada asılı kalabilme yeteneğine sahip olması, bulaşıcılığı daha da artırıyor. Hasta kişinin kapalı bir ortama girip çıkması bile o ortamda bulunan kişileri virüsün bulaşması açısından risk altına sokuyor.
Bu nedenle grip ev, iş yeri, okul, kreş ve toplu ulaşım araçları gibi kapalı mekanlarda çok kolay bulaşıyor. Virüsü kapmış ancak henüz belirgin yakınmaları olmayan, bir başka deyişle taşıyıcı kişiler de hastalığı bulaştırabiliyorlar. Eğer kişinin bağışıklık direnci güçlüyse, gribi hafif bir ateş yükselmesi ve halsizlik ile birkaç gün süren kuru öksürükle ayakta da geçirebiliyor. Bu kişiler iş ve sosyal ortamdan kopmadıkları için de virüs kolaylıkla başkalarına bulaşabiliyor.
"Grip tedavi edilirse bir haftada, edilmezse 7 günde geçer" sözünden de anlaşılacağı üzere, bu hastalık kendi kendine de düzelebiliyor. Dolayısıyla grip, bağışıklık sistemi güçlü olan insanlarda genellikle endişe edilecek tablolara neden olmuyor. Gribal enfeksiyonda yatak istirahatının yanı sıra, gerektiği durumlarda yakınmaları hafifletmeye yönelik tedaviler de uygulanmaktadır. Örneğin ateş düşürücü ilaçlar verilebilir, kas veya eklem ağrılarını gidermek amacıyla ağrı kesicilerden yararlanılabilir. Yeni çıkan bazı ilaçlar da, ilk belirtilerin başlamasından sonraki 24 - 48 saat içerisinde alındığında, gribin daha kolay atlatılmasını sağlıyor. Bağışıklık sistemi güçlü olan çoğu insan için 5- 7 gün yatak istirahatı ve bol sıvı alımı bile yeterli oluyor.
Halk arasında antibiyotiklerin gribal enfeksiyon üzerinde etkili olduğu yönünde yanlış bir inanış var. Ancak antibiyotikler bakteriler üzerinde etkili oldukları için grip tedavisinde hiçbir yarar sağlamazlar. Üstelik zararlı etkilere de sahip olabilirler. Solunum sistemimiz, bünyesinde yararlı bakterileri de barındırıyor. Gelişigüzel kullanılan antibiyotikler ise zararlı mikropları vücudumuzdan atmakla görevli olan bu bakterileri yok edebiliyor. Bunun sonucunda virüsler vücudumuza kolaylıkla girebiliyor ve çeşitli hastalıklara neden olabiliyor. Dolayısıyla, antibiyotikler hiçbir zaman hekim önerisi olmadan alınmamalı.
İnfluenza virüsünün yol açtığı bir solunum sistemi hastalığı olan grip; aniden 39 - 40 dereceye kadar çıkan yüksek ateş, aşırı halsizlik, kuru öksürük, baş ağrısı, şiddetli kas ve eklem ağrılarıyla insanı yatağa düşürebilecek kadar ağır seyredebiliyor. Bu hastalık tablosuna kimi zaman bulantı, nadiren de kusma eşlik edebiliyor. Kuru öksürüğe balgam eklendiği takdirde çok dikkatli olunması gerekiyor. Bu belirti, gribin arkasından zatürree gelişebileceğine işaret edebiliyor. Dolayısıyla, özellikle balgamlı öksürüklerde zaman kaybetmeden bir hekime başvurmak, yaşamsal önem taşıyabiliyor. Grip, dikkat edilmediği takdirde larenjit, farenjit, sinüzit ve orta kulak iltihabına dönüşebiliyor. Sonbahar ve kış aylarında çocuklarda görülen orta kulak iltihaplarının yaklaşık yüzde 30-35‘inin nedeni olabiliyor. Daha da önemlisi; zatürree, menenjit, beyin ve kas iltihabı gibi yaşamı tehdit eden veya ölümle sonuçlanan hastalıklar da ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle, özellikle risk grubundaki kişilerin salgın mevsiminden önce grip aşısı yaptırmaları çok önemli. Grip aşısı inaktive edilmiş influenza virüslerinden veya antijenlerinden yapılıyor. Aşı uygulandıktan sonra bağışıklık sistemi aşıdaki inaktif virüse karşı antikorlar oluşturuyor. Daha sonra, aktif virüsle karşılaşıldığında, önceden oluşmuş antikorlar enfeksiyon oluşumunu önlüyor veya ağır hastalık riskini azaltıyor. Grip aşısının mutlaka salgın başlamadan önce yapılması gerekiyor. Aşının etkisinin ortaya çıkması için aşağı yukarı 2-3 haftalık bir süreye ihtiyaç duyuluyor. Dolayısıyla, grip aşısı için en uygun zaman sonbahar, özellikle de Eylül ve Ekim ayları. Aşı, 6 aydan küçük bebekler, hamileliğin ilk 3 ayı içerisindeki anne adayları, yumurta ve tavuk proteinlerine alerjisi olan kişiler dışında herkese yapılabilir. Ayrıca, 38 derece üstünde ateşi olan hasta kişilerde, aşı uygulamasının ateş düştükten sonra yapılması gerekiyor. Grip aşısında tek doz yeterli oluyor. Daha önce hiç grip aşısı yaptırmamış olan 8 yaşından küçük çocuklarda ise aradan en az 4 hafta geçtikten sonra ikinci doz aşılama yapılması gerekiyor. Grip aşısının her yıl tekrarlanması gerekiyor. Bunun nedeni ise, virüslerin her yıl kendilerini değiştirdikleri için, bir önceki yılın aşısının sonraki yıl koruyucu özelliğini yitirmesi. Genellikle 2 -3 hafta sonra etkili olmaya başlayan grip aşısının koruyuculuk süresi de 6 - 12 ay sürüyor. Aşının koruyuculuğu ise karşılaşılan virüsle aşının içerdiği antijenik yapının uyumuyla ilişkili.
Grip aşısı ile koruyuculuk, 65 yaş altındaki sağlıklı erişkinlerde yüzde 70-90 gibi yüksek oranlarda seyrediyor. İleri yaşlarda bu etki yüzde 30-40 oranında azalmakla birlikte, hastalığın hafif geçirilmesi sağlanıyor. Yapılan kısıtlı sayıdaki çalışmalara göre, grip aşısının çocuklar üzerindeki koruyuculuk oranı ise yüzde 22-91 arasında değişiyor. Ancak antijenik yapıda büyük değişiklikler meydana gelmişse koruma etkisi tüm yaş gruplarında azalıyor veya aşı tamamen etkisiz hale geliyor.
Grip aşısının damar yoluyla verilmemesi gerekiyor. Aksi takdirde çeşitli komplikasyonların gelişebiliyor. Grip aşısı başka bir bölgeye yapılmak kaydıyla diğer aşılarla beraber de uygulanabiliyor. Aşı sonrası nadiren hafif geçen nezle türü bir tablo oluşabiliyor. Aşı yapıldıktan sonra enjeksiyon bölgesinde ender görülse de; kızarıklık, şişlik, morarma, ateş, kırıklık, titreme, yorgunluk, baş ağrısı, terleme, kas ve eklem ağrıları gibi yan etkiler ortaya çıkabiliyor. Çok rahat tolere edilebilen bu yan etkiler de 1-2 gün içinde kendiliğinden geçiyor. Ancak bu yan etkilerin dışında başka bir şikayet oluştuğu takdirde mutlaka bir doktora başvurulması gerekiyor.
ÖNCELİKLE KİMLERE YAPILMA LI? 65 yaş ve üstündeki kişiler (özellikle huzur ve bakım evlerinde kalanlar) Kronik hastalığı olanlar: Kalp damar sistemi hastaları; akciğer, karaciğer ve böbrek hastaları; romatizma hastaları, diyabet hastaları ve endokrin sisteme ait hastalıkları olanlar Bağışıklık sistemleri baskılanmış kişiler: Kanser hastaları, organ ve kemik iliği nakli yapılanlar 6 aydan büyük çocuklar Uzun süreli aspirin tedavisi alan çocuklar ve gençler Hamileler (ilk üç aydan itibaren) ve emziren anneler
Birincil risk grubunda yer alanlarla yakın temasta olanlar Sağlık personeli (doktorlar, hemşireler vs. ) Sık sık özellikle yurtdışına seyahat edenler Gribin tıbbi ve ekonomik olumsuz etkilerinden korunmak isteyenler (öğretmenler, iş adamları, sporcular, askerler, üretimde çalışanlar.)
Ramazan ayında oruç tutanlar için yararlı olabilecek bitki çaylarından biri de papatya çayıdır.
Mayıs papatyası ya da Alman papatyası (bilimsel adı matricaria recutita) çiçeklerinin mide-bağırsak kasılmaları, şişkinlik, gaz şikayetlerini giderici ve sindirime yardımcı etkileri bilimsel olarak da ortaya konulmuştur. Bu etkiye sahip bileşenlerinin flavonoitler (apigenin ve glikozitleri) ve uçucu yağ bileşenleri (alfa-bisabolol) olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle, papatya çayının etkisini kaybetmemesi için hazırlarken kaynatılmaması gerekir.
Çayı hazırlamanın en ideal şekli, kapaklı bir fincan ya da demlik içerisine bir poşet atıp taze kaynatılmış sıcak içme suyu ilave edildikten sonra 10 dakika bekletilip içilmesidir. Sahurda ve iftarda yemekten sonra içilmesi sindirime yardımcı olacak ve midenin rahatlamasını sağlayacaktır.
TER KOKUSUNU GİDERİYOR
Papatyanın sindirim sistemine etkili bileşenleri olan flavonoitlerin bir diğer özelliği de hafif yatıştırıcı etkisi. Dolayısıyla yukarıdaki şekilde çay halinde hazırlandığında merkezi sinir sistemi üzerinde hafif yatıştırıcı etki de gösterecektir. Bu bakımdan sahurdan sonra gece rahat uyunması ve gündüz ise daha rahat bir oruç süreci geçirilmesi mümkün olabilecektir.
Yine papatya flavonoitlerinin ve uçucu bileşenlerinin (alfa-bisabolol, kamazulen) geniş spektrumlu ödem giderici etkisi bulunduğu, dolayısıyla vücutta ödemi boşaltmaya yardımcı olduğu bildirilmektedir. Mayıs papatyasının iltihap giderici etkisinin yanı sıra, alerji oluşumunu önleyici, mikropların gelişimini engelleyici (antibakteryel ve bakteriyostatik) ve yara iyileştirici etkileri nedeniyle taze hazırlanmış mayıs papatyası çayı ile cildin temizlenmesi sivilce oluşumu, yüzde şişkinlik gibi durumlarda etkili olabilmektedir. Bu nedenle piyasada pazarlanan kozmetik ürünlerde papatya özütü yer almaktadır. Yine bu özelliklerine bağlı olarak, sağlıklı bir deodorant olarak papatya çayıyla koltuk altı ve bedenin silinmesi istenmeyen ter kokularının giderilmesinde yararlı olmaktadır.
EMZİRENLER DE KULLANABİLİR
Papatya çayının diğer önemli kullanım alanlarından biri de bebeklerin gaz şikayetlerinin giderilmesindeki etkisidir. Taze hazırlanan çayın ılıtılarak bebeğe verilmesi gaz çıkarmasına yardımcı olurken, hafif yatıştırıcı etkisi nedeniyle rahat uyumasını da sağlar. Emziren annenin de papatya çayı içmesi daha iyi bir etki sağlanabilmesi için önerilebilir.
Mayıs papatyası çayı yan etki riski bakımından da son derece güvenilir. Zaten bu nedenle bebeklere bile uygulanabiliyor. Ancak burada dikkat edilmesi gereken hususlardan biri çiçek alerjisi olanlarda papatya polenlerine karşı ortaya çıkabilecek riskler. Bu sık görülen bir durum değil, ama dikkatli olunması gerekiyor. Bence çok daha önemlisi aldığınız papatyanın gerçekten mayıs papatyası olup olmadığı. Çünkü maalesef halk arasında benzerlik gösteren çok sayıda bitkinin papatya adı altında satılabildiğini görüyoruz. Bu nedenle açıkta satılan ürünlerin kullanılmaması, güvenilir markaların tercih edilmesi son derece önemli.
Güneş çarpması doğrudan gün ışığıaltında uzun süreli kalanlarda görülen bir sağlık sorunudur. Gün ışığını alan vücudun ısı dengesi bozulur ve çeşitli yan etkilerle kendini gösteren güneş çarpması meydana gelir . Çok sıcak günlerde doğrudan güneş altında bulunmak, Isı kaynaklarına yakın çalışmak, Vucudun ateşini artıran hastalıklar gibi durumlarda vücut ısısını düşürmek için ter bezlerinin çalışması yetersiz kalmaktadır.
BELİRTİLER Yaz aylarında fazlaca güneş altında kalan kişilerde Şiddetli baş ağrısı, Bulantı, Kusma, Yüksek ateş Gibi bulgular güneş çarpmasından şüphelenmemiz için yeterlidir. İLK YARDIM Her şeyden önce hasta serin bir yere taşınmalıdır. Vücudunu sıkan giysiler mutlaka gevşetilmelidir. Başa, kasıklara ve koltuk altına suğuk kompres uygulanmalıdır. (eğer ateş aşırı yüksekse ve düşürülemiyorsa bütün vücuda ıslak uygulanması çok yerinde olacaktır.) Hastanın havadar bir yerde olması da önemlidir. Hastanın bilinci yerindeyse içecek bir şeyler verilmeli ve kaybedilen su ve tuzlar yerine konmalı. Hasta kusuyorsa baş yana çevirilmeli.Sıcak çarpması olan kişilerde terleme mekanizmaları bozulduğu için terleme olmaz ve cilt kuru bir hal alır. Tedavi edilmemiş sıcak bitkinliği sıcak çarpmasına ilerlemişse aksine cilt nemli olur. Sıcak çarpmalarında hastanın şuuru giderek kapanır, nabız sayısı ve dolgunluğu azalır. Tedavi edilmezse ölümle sonuçlanır. Sıcak çarpması belirtileri olan hastanın önce hızlıca sıcak ortamdan uzaklaştırılması, giysilerinin çıkartılması ve üzerine ıslak havlular konulması gereklidir, ayrıca hastanın en kısa sürede hastaneye götürülmesi gerekir. Güneş çarpması durumunda bunları yapmayın. Hastanın bilinci yerinde değilse içecek vermeyin. Alkol koklatmayın. Alkollü ve gazlı içecekler vermeyin. Katı yiyecek çok tehlikeli sonuçlar doğuracaktır. Kesinlikle hastaya yiyecek vermeyin. Çocukların güneş çarpmasından korunması için neler yapılmalıdır? Sabah 10:00 ile öğleden sonra 15:00 arasında çocuklarınızı doğrudan güneş ışığında bırakmayınız. Koruyucu giysilere önem verin. Koruyucu krem olarak kaliteli malzemeler kullanın. Su ve beyaz kum gün ışığını yansıtan faktörlerdir. Kumsallarda iken korunmaya ayrıca önem verin.
Avrupa'da 700 yıl tıp hocalığı yapan ünü dillere destan, hekimlerin piri İbn-i Sina'nın 'Tıp Kanunu' kitabından bugüne kadar hiçbir yerde rastlamadığınız çok özel formülleriyle şifa bitkilerin reçeteleri... Dr. Yaman SÖNMEZ ve Tarihçi Ahmet ALMAZ hazırladı.
Ağız kokusu oluşumunu engelleyen kerevizin faydaları saymakla bitmiyor. Diş ağrısını gideren, şişleri çözen, öksürüğü geçiren kereviz, karaciğerleri de temizliyor. Dalağı da iyileştiriyor.
Gaz çözücü, gidericidir; tıkanıklıkları açar; terletici ve ağrı gidericidir. Yabanisi, ekzamalara karşı kullanılır; soğuktan oluşan çatlaklara karşı iyi gelir. Bostani olanı, ağız kokusunu giderir.
Semriniyun, siyatikle ilgili bütün hastalıklara yararlıdır. Kereviz, saraya iyi gelmez. Saralının sarasını tahrik edip, artmasına sebep olur. Kerfis kökü, dişi ağrıyan kişilerin boynuna bağlanırsa, dişinin ağrısını giderir.
Bostani türü, göz ağrıları için kullanılır; bütün pomat cinsi ilaçların terkibine girer. Öksürüğe yararlıdır. Aynı zamanda astıma, nefes darlığına yararlı olur. Kerfis, göğüsteki yangılı şişlere tatbik edildiğinde, yararlı olur.
Karaciğere ve dalağa iyi gelir. Her çeşit kerfesin bütün mide hastalıklarına iyi geldiği söylenmiştir. Kereviz tohumu, vücutta su toplanmasına karşı iyi gelir. Eğer bostani olan, köküyle birlikte kaynatılır ve içilirse hayvan sokmasına yararlıdır ve tiryakların hıltlarındaki kötü etkisine karşı yararlıdır. Mercimekle beraber kaynatılıp içilirse, zehirin etkisini kaldırır. Kerfis yenmesi, akrep sokmasına karşı önlemdir.
İdrar söktürür. Gebelerde sakıncalıdır. Böbrek, mesane ve rahimde bütün kerfes çeşitleri temizleyici ve yıkayıcı rol oynar. Dağ kerevizi, idrar zoruna iyi gelir.
Kola tiryakilerine kötü haber Aşırı kola tüketmek kas ve ölümcül kalp sorunlarına yol açabiliyor.
Yunanlı bilim adamları tarafından yürütülen bir araştırma, aşırı kolanın vücutta potasyum seviyesini düşürdüğünü ortaya koydu. Ioannina Üniversitesi tarafından uzmanlarına göre daha kola kalp ritminin bozulmasına, kalp krizine ve kasların kasılıp kalmasına yol açabiliyor.
Günde 3 litre kola içen 21 yaşındaki bir hastada kalp tıkanıklığı yaşandığı ancak kolayı bırakıp potasyum takviyesi aldığında tamamen iyileştiği gözlendi. Kolanın daha önce de obezite, diş çürümesi, diyabet ve kemik dokusunu zayıglatma gibi sorunlar oluşturduğu da ortaya çıkmıştı. Bilim adamları yüksek orandaki şeker ve kafeinin vücuttaki potasyumu yok ettiğini tahmin ediyor.
2007'de dünya çapında kola ve şekerli gazlı içecek tüketimi 552 milyar litreydi. Yani her insana yılda 83 litre düşüyordu. Bu oranın 2012'de 95 litreye çıkacağı öngörülüyor.
Mars şirketiyle yaptığımız telefon görüşmesinde Almanya ve Avrupadaki ürünlerde kullandığı peynir suyunun hayvansal peynir mayası kullanılarak elde edildiğini söyledi. Mars çikolatalarindaki değişiklik ise Ingilterede yapıldı. Ingilteredeki mars çikolatalarında hayvansal peynir mayası kullanılmıyor.
Aşağıdaki sayfada Marstan gelen mektubu almanca olarak okuyabilirsiniz.
Türkiye'de üretilen meyve sularında berraklaştırma amacıyla jelatin kullanılıp kullanılmadığını öğrenmek için siz tüketiciler adına meyve suyu üreten firmalara sorduk.
1. Berrak meyve sularını durultma amacıyla jelatin kullanıyor musunuz?
2. Meyve sularında katılan vitaminler jelatinle kapsüllenmiş şekilde mi kullanılmaktadır?
3. Meyve suları jelatinle temas ediyorsa bu jelatinin kaynağı (domuz, sığır v.b.) nedir?
Soruları yöneltiğimiz meyve suyu markaları şunlardır: