http://ates64.blogcu.com/
http://ates64.blogcu.com/



İŞİMİZ HİZMET

8/10/2009 - YILBASI FELAKETi (Dini Sohbet)

                YILBASI FELAKETi
                               (Dini Sohbet Timurtas Ucar Hoca)

                  IZLEMEK ICIN TIKLAYIN


                            

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/9/2009 - Ramazan Bayramı ve Peygamber Efendimizin Bayramı

 Ramazan Bayramı ve Peygamber Efendimizin Bayramı
Bayram bir sevinç ve neşe günüdür. Yüce duyguların coştuğu, sevgi ve saygı, hislerinin mü'minler arasında alabildiğine canlandığı güzel günlerden biridir. O günde yardımlaşma ve kaynaşma son sınırına varır.


Bayram insanları kaynaştırıp biraraya getiren en güzel vesilelerden biridir. Öyle ki, bayramda şahlanan yardımlaşma ve hediyeleşme ruhu yalnızca hayatta olanlara bağlı kalmaz, dünyadan gidip kabirlerinde bir Fatiha bekleyenlere kadar uzanır. Onların bu dileğini yerine getirmek için mü'minler bayramda kabirleri ziyaret ederler; ruhlarına Kur'ân'lar, Fatihalar ve dualar okuyarak onları da sevindirirler.

Ramazan Bayramının mü'minler arasında ayrı bir yeri vardır. Çünkü Ramazan Bayramı, hergün tutulan orucun iftar vaktindeki sevinci gibi, tutulan bir aylık orucun toplu bir iftar sevincini ifade eder. Bir ay gibi uzun bir süreyle, özellikle Ramazan'ın yaz mevsimine denk geldiğinde sıcak günlerde nefislerine oruç tutturan mü'minler, sabır imtihanını vererek manevi sorumluluktan kurtulmanın sevincini Ramazan Bayramında yaşama imkânına kavuşurlar.

Ramazan ve Kurban bayramları Hicretin 2. yılından ıtibaren kutlanmaya başlanmıştır. Ramazan orucu da ilk defa bu yıl farz kılınmış, bu ayı oruçla geçiren rnü'minler sonraki ayın (şevval) ilk üç gününü bayram olarak kutlamışlardır. Bu sebeple bu bayrama Ramazan Bayramı denmiştir.

"Bu günümüzde yapacağımız ilk şey namaz kılmaktır"(1) mealindeki hadise dayanarak Ramazan ve Kurban bayramları bayram namazlarının kılınmasıyla başlar.

Hz. Peygamber, "Arefe günü, kurban günü ve teşrik günleri biz Müslümanların bayramıdır. Bu günler yeme içme günleridir"(2) buyurmuştur.

Ramazan Bayramım da bu manada bir gün olarak kabul etmiş ve bu bayramı Ramazan orucunun iftar günü olarak nitelendirmiştir.(3) Bu sır içindir ki, Ramazan ve Kurban Bayramlarında oruç tutmak haram kılınmıştır. Bir gün önce oruç bozmak haramken, bir gün sonra oruç tutmanın haram olması, mü'minlerin düşünce ve duygu dünyasında nimetlerin gerçek Sahibini hatırlatan en etkili bir sebeptir.

Herkes bir gün önce kimin emrine uyarak oruç tutuyorsa, bugün de O'nun rızasına uyarak orucunu açar. Ve Onun gerçek nimet Sahibi olduğunu hakkıyla idrak ederek, gerçek bir şükre yol bulur.

Bayram bir aylık orucun toplu bir iftarı olduğu için, günlük iftarların sünnet türünden âdabı bayramda da yerine getirilir. Nitekim orucunu tatlı bir şeyle açmayı adet edinen Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam, Ramazan Bayramına da tatlı yiyerek başlarlardı. Bayram sabahında hurma gibi bir tatlı ile bir aylık oruçlarını açmadan evlerinden ayrılmazlardı. (4)

Her vesile ile bizleri ibadete ve ahiret amellerine teşvik buyuran Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam, yılın iki bayram gecesinde kalkıp ibadet etmeyi tavsiye ederlerdi. Bu gecelerde uyanık bulunmanın, kalbin uyanıklığına vesile olduğunu bildirirlerdi. Bunu bir hadis-i şeriflerinde şöyle ifade etmişlerdi:
"Sevabını 'tan umarak iki bayram gecesinde kalkıp ibadet eden kimsenin kalbi, kalblerin öldüğü gün ölmez." (5)

Bayramlar saadet asrında da bambaşka bir hava ve neş'e içinde yaşanırdı. Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam bayram sabahında namazgaha çıkardı. Peygamber hanımlarının da, diğer hanımlar ve kızlarla birlikte namazgaha çıkması istenirdi. Kadınlar cemaatin arka tarafında yer alırlardı.(6) Kılınan bayram namazından sonra Peygamberimizin Aleyhissalâtü Vesselam cemaate hitaben bir hutbe okuduğunu anlatan îbni Mes'ud (r.a.) devamla şöyle der:

"Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam üzerine şehadet ederim ki, o namazı hutbeden önce kıldı. Sonra hutbe okudu. Daha sonra kadınlara işittiremediğini düşünüp onların yanına geldi. Onlara hatırlatmalarda bulundu. Ve şu ayeti okudu: "Ey Peygamber! İnanmış kadınlar 'a hiçbir şey ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında uydurdukları iftira ile gelmemek, iyi işlerde sana isyan etmemek konusunda biat etmeye geldikleri zaman, biatlerini kabul et ve onlar için af dile! Şüphesiz ki , Gafûr ve Rahîm'dir." Sonra:
- Bütün bunlar üzerine biat eder misiniz? diye sordu. İçlerinden biri:
- Evet Yâ Resûlallah! dedi. Resûlü (a.s.m.):
- Sadaka verin! buyurarak onları zekât vermeye teşvik etti. Onu dinleyen hanımlar kulaklarındaki küpeleri, kollarındaki bilezikleri çıkarıp ne kadar yüzük gerdanlık varsa onları çıkardılar. Bilâl-i Habeşî elbisesini yere serdi:
- Anam babam size feda olsun bağışlarınızı getirin diye seslendi. Hanımlar bileziklerini, küpelerini, yüzüklerini Bilâl-i Habeşî'nin elbisesinin üzerine koymaya başladılar. Elbise takılarla doldu. Resûlü (a.s.m.) bayram bittikten sonra orada durmayıp evine ailesinin yanına döndü."
(7)

Bu hadiseyi anlatan sahabilerden biri, "Kadınların bu verdikleri Ramazan Bayramı zekatı mı idî?" sualine şöyle cevap verdi: "Hayır, lakin o vakit verdikleri bir sadaka idi. Kadınlar yüzüklerini atıyor ve atıyorlardı."(8)

Aynı olaya işaret eden Ebu Saidi'l-Hudri de (r.a.) bayram gününde en çok sadaka verenlerin kadınlar olduğunu anlatır.

Ramazan Bayramı, bağışlanmış olmanın bir sevinç işaretidir. Bu bağışlanma müjdesini insanlara melekler veriyor.

Sa'd bin Evs el-Ensârî anlatıyor: Resulullah Sallal-lahü Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur.

Ramazan Bayramı sabahı melekler yollara dökülür ve şöyle seslenirler: "Ey Müslümanlar topluluğu! Keremi bol olan Rabbinizin rahmetine koşunuz. O, bol iyilik ve ihsanda bulunur. Sonra onlara bol bol mükâfatlar verilir. Siz gece ibadet etmekle emrolundunuz ve emri yerine getirdiniz. Gündüz oruç tutmakla emrolundunuz, orucu tuttunuz ve Rabbinize itaat ediniz, mükâfatınızı alınız.

Bayram namazını kıldıktan sonra bir münadi şöyle seslenir:
"Dikkat ediniz, müjde size! Rabbiniz sizi bağışladı, evlerinize doğru yola ermiş olarak dönünüz. Bayram günü mükâfat günüdür. Bugün semâ âleminde mükâfat günü olarak ilan edilir.
"(9)

Bayram günleri sevinç günleri olduğu için, bu sevincin açıkça gösterilmesine vesile olacak meşru oyun ve eğlencelere de müsaade edilmiştir. Bu hususta Müslim'de ayrı bir bab ayrılmış ve misaller verilmiştir. Bunlardan birinde Hazret-i Âişe (r.a.) şöyle anlatır:

"Bir grup Habeşli, bir bayram günü mızrak ve kalkanlarıyla gösteriler yaparken rakseder gibi oynuyorlardı. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam beni çağırdı. Başımı onun omuzuna dayadım. Bu vaziyette onların harp oyununa bakmaya başladık. Ta onlara bakmaktan ilk vaz geçen ben oluncaya kadar."(10)

Ancak bayramdaki sevincin gaflete dönüşecek kadar taşkınlığa varmaması lazımdır. Eğlence meşru dairede olmalı ve günah unsurlarını taşımamalıdır. Esasen bayram 'ın bize verdiği İlahi bir ziyafettir. Bu bakımdan, bayram gününde en çok 'ı hatırlayıp şükretmeye ihtiyacımız vardır. Zaman şeridi içinde bayram yeni bir değişimin başı, bir dönüm noktası ve bir muhasebe vaktidir. Ömürden bir yılın daha geçip gittiğini, kabir alemine doğru bir adım daha yaklaşıldığını hatırlatan vesilelerden biridir.

"Bunun içindir ki, bayramlarda gaflet istila edip gayr-i meşru daireye sapmamak için, rivayetlerde zikrullaha ('ı zikretmeye) ve şükre azim tergibat (büyük teşvikler) vardır. Ta ki, bayramlarda o sevinç ve sürür nimetlerini şükre çevirip, o nimeti idame ve ziyadeleştirsin. Çünkü şükür nimeti ziyadeleştirir, gafleti kaçırır." (11)

Nitekim büyük cemaatler halinde kılınan bayram namazları esnasında getirilen tekbirler, gafletin giderilmesine ve şükür vazifesinin yerine getirilmesine en büyük bir vesiledir. Sadece bir ülke halkının değil, yeryüzünde sayısı milyarlara varan Müslümanların hep beraber aynı anda tekbir getirdiklerini hayal ettiğimizde, karşımıza çıkan muhteşem tablo, bayramlarımızı kâinat çapında bir manaya kavuşturur. O anda adeta yeryüzü tek bir ağız olur, tekbir getirip namaz kılar gibi bir hale bürünür. Misâl âleminde birleşen o seslerin bir anda yeryüzünden yükselişi, adeta muhteşem bir koro halinde dünyamızın göklere doğru tevhidi haykırmasıdır.

Bu muhteşem manaların yaşandığı bayram günlerinde küçük meselelerden çıkan kırgınlıkların, dargınlıkların ne önemi olabilir? Onun için bayramda her mü'minin kardeşleriyle kardeşlik sözleşmesini yenilemesi, kuvvetlendirmesi, fakirlerin yardımına koşması, çocuklarını sevindirmesi lazımdır ki, o manalar yaşanan hayata geçsin.

Bayramların asıl süsü ve zineti tekbirlerdir. Getirilen her tekbir ruh ve gönüllerde manevi coşkuyu ve heyecanı canlandırır. Kulu, Rabbinin azameti karşısında yüce duygulara taşır.
Ebû Hüreyre anlatıyor: Resulullah Resulullah Sallallahü Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur: "Bayramınızı tekbir getirmek suretiyle süsleyiniz." (12)

Bayramlara sünnet çerçevesinde hazırlanmak bu âdeti de ibadet haline getirir, bu sevinç günlerini biri iman şuuru içinde geçirmeyi temin eder.

Bunun için sünnette yer aldığı gibi bayrama önceden hazırlanmak, temiz ve güzel elbiseleri giymek, gusletmek, misvak kullanmak veya dişleri fırçalamak, güzel kokular sürünmek, güler yüzlü olmak, namazdan önce Ramazan Bayramında hurma vb. tatlı bir şey yemek bugünlerimize ayrı bir mana kazandırır.

Asıl itibariyle fıtır sadakası olarak bildiğimiz fitre de bayram günü verilir. Ramazan ayı içinde verilmemişse fitrenin de o gün verilmesi gerekir. Zaten Ramazan Bayramının hadislerde geçen adı "ıydü'I-fıtr", yani Fıtr Bayramı demektir. Yaratılışın gereği olan kulluk görevleri yapıldığı için bu adı almıştır.

Bayramların en güzel şekli tanısın tanımasın mü'minlerin tokalaşarak, kucaklaşarak birbirleriyle bayramlaşması, bayramlarını kutlaması ve tebrikleşmesidir. Saadet Asrında Sahabiler birbirleriyle "Bârekâllâhü lenâ ve leküm" diyerek bayramlaşılardı, yani " bizden de, sizden de kabul etsin" dedikleri rivayet edilir.(13) Bu tebrikleşme bizim dilimizde "Bayramınız mübarek olsun, bayramınızı kutlu olsun, hayırlı bayramlar" gibi sözlerle ifade edilir.
Kaynaklar
1) Buhârî, İdeyn: 3; Müslim, edâhi: 7.
2) Ebu Davud, Savm:50; Tirmizi, Savm:59; Nesai, Menasik:195.
3) îbni Mace, Sıyam: 32.
4) A.g.e., Sıyam: 49.
5) A.g.e., Sıyam: 67.
6) Müslim, Selatü'l-İdeyn: 11.
7) A. g .e., Salatü'l-İdeyn, 2.
8) A.g.e., Salatü'l-İdeyn, 3.
9) el-Tergîb ve't-Terhîb Trc. 2:332.
10) Müslim, Salatü'l-İdeyn, 20.
11) Lem'alar, 230.
12) et-Tergîb ve't-Terhîb Trc. 2:332.
 
http://www.tevbe.org/forum/mubarek-gungece-ve-aylar/28647-ramazan-bayrami-ve-peygamber-efendimizin-bayrami.html
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/9/2009 - Zekâtını vermeyenlere ibrettir !

Zekâtını vermeyenlere ibrettir !

Medine halkından Sâlebe, cami kuşu denecek derecede sofu bir insandı. Tüm namazlarını camide kılar, tek başına kılmaya pek razı olmazdı. Ne var ki bir ara kafayı zengin olmaya taktı.
Mutlaka zengin olacaktı. Hayırlısı zengin olması mıydı değil miydi, hiç düşünmüyor, ille de köşeyi dönmeyi istiyordu. Bu yüzden tam üç defa Efendimiz (sas)'e müracaat ederek zengin olması için dua etmesini istemiş, hatta sonuncusunda da yemin ederek demişti ki: Seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki; zengin olursam yoksullara fazlasıyla yardımda bulunacağım!.. Bu söz ve ısrar sebebiyle Efendimiz de istediği duayı yapmış,

- Sâlebe'ye istediği malı ver ya Rab! diye niyazda bulunmuştu. Bundan sonra koyun alan Sâlebe'nin sürüsü kısa zamanda öylesine çoğaldı ki; cami kuşu Sâlebe, artık vakit namazlarını bırak cumalara dahi camiye gelemiyor, çölde sürüsünün arkasında sürünüp gidiyordu. Efendimiz, zaman zaman Sâlebe'yi soruyor, 'Çölde koyunlarının peşindedir. Onun için camide görünmüyor.' dediklerinde,

- Yazık oldu Sâlebe'ye! diye hayıflanıyordu. İşte bu sıralarda Tevbe Sûresi'ndeki zekât âyeti nazil oldu.

Efendimiz, imkân sahibi zenginlere memurlar gönderdi. Zekâtlarını toplayıp hazineye getirecekler, oradan da ihtiyaç sahibi fakirlere dağıtılacaktı. Sâlebe'ye de uğrayan memurlar, onu çölde koyunlarının peşinde bularak yeni durumu anlattılar.

- Gelen ayetler, malı çok olanın kırkta birini zekât vermesi gerektiğini bildirdi. Senin de zekât vermen gerekiyor! deyince öfkelenen Sâlebe,

- "Bu sıcak çölde çalışıp kazanan benim, size ne oluyor ki, gelip benim malımın kırkta birini istiyorsunuz. Bu sizin istediğiniz haraçtan başka bir şey değildir." diyerek, zekât memurlarını eli boş çevirdi. İşte Sâlebe'nin bu davranışından sonra gelen ayetlerde deniyordu ki:

- Münafıklardan bazıları da, mal mülk verip zengin ettiği takdirde fakir fukaraya yardım edeceklerine dair söz verirler, ne zaman ki Allah onlara istekleri malı verir zengin olurlar; o zaman Allah'a verdikleri sözü unuturlar, cimrilik edip yoksulun hakkını vermezler... (Tevbe Sûresi, âyet 76) Hülasat'ülbeyan'a bakılabilir.

Mealini arz ettiğim bu âyet-i kerime Sâlebe'nin münafıklar sınıfına kaydığını işaretliyordu. Bunu anlayan akrabası, gidip ona derhal malının sadaka ve zekâtını vermesini, yoksa gelen âyetle, münafıklardan biri olarak damgalanmış olacağı ikazında bulundu. Akrabasının bu zorlaması üzerine gelen Sâlebe, zekâtını vermek istediğini söylediyse de Resulullah (sas) üzüntülü bir eda ile,

- Senin zekâtını alamam artık Sâlebe. Allah (celle ve alâ) men etti!.. cevabıyla karşılaştı. Eskinin cami kuşu Sâlebe'si için bu, dehşetli bir sonuçtu. Resulullah (sas) âhireti teşrif ettikten sonra Hazreti Ebû Bekir'e müracaat eden Sâlebe, sırasıyla Hazreti Ömer ve Osman'a da müracaat ettiyse de hepsi de, "Resulullah'ın kabul etmediğini biz nasıl kabul edebiliriz?" şeklinde karşılık verdiler. Hazreti Osman zamanında son anlarını yaşadığı sıralarda Sâlebe'nin kulaklarında Resulullah'ın ilk ikâzları yankılanıyordu:

- "Sâlebe, şükrünü yaptığın az mal, şükrünü yapamayacağın çok maldan hayırlıdır!" Ama iş işten geçmişti artık. Sâlebe, zekâtını vermeyenlerin ibret alacağı kötü bir örnek vererek gidiyordu ahirete... Cami kuşu diye söylenen Sâlebe nerede, zekâtını vermekten imtina edecek kadar mal hırsına kapılmış olarak giden Sâlebe nerede. Demek ki insan, servetin de hayırlısını dilemeli, gereğini yerine getireceksem ver ya Rabbi demelidir.

AHMED ŞAHİN - ZAMAN
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/9/2009 - Bu gece Kadir Gecesi olabilir

Bu gece Kadir Gecesi olabilir
Nihayet dört gözle beklediğimiz en kutlu ve mübarek geceye kavuşma imkânına erdik.
 
Efendiler Efendisi'nin mübarek beyanlarıyla dünya ahiretin tarlası. Bu sebeple ahiretimiz adına çok bereketli bir hasat mevsiminde bulunmanın o tatlı heyecanını yüreklerimizde hissediyoruz.

Kur'an'da adı geçen tek ay Ramazan; tek gece de Kadir Gecesi. Bu bereketli ve müstesna zaman diliminin şeref ve kıymetini Yüce Yaratıcı haber veriyor. O kadar ki, bu gece içinde tecelli edecek rahmetin ve mazhar olunacak ekstradan lütufların anlatılması için Kadr Sûresi namıyla müstakil bir sûre-i celîle inzal buyurulmuş

Kadir Gecesi'nin hangi gece olduğu meçhul. Onun Ramazan ayında, Ramazan ayının son on gecesinde veya son yedi gecesinde, hatta Ramazan'ın tek olan son gecelerinde aranması hususunda rivayetler var. Nebiler Sultanı (sallallahu aleyhi ve sellem) Ramazan-ı şerifin son on gecesinde itikâfa girer ve ev halkını da ibadete sevk ederdi. İtikâfın son on gecede olması ve Fecr Sûre-i Celîlesi'ne "on geceye yemin" ederek başlanması Kadir Gecesi'nin Ramazan'ın sonunda aranması hususundaki kanaatleri güçlendiriyor.

Kadir Gecesi'nin bilinmemesinin pek çok hikmeti olsa gerek. Bir kere gecenin bin aydan hayırlı olması ve bütün melaike ve ruhanilerin o gece yeryüzünü şereflendirmeleri bile bu özel zaman diliminin kolayca bulunamamasını gerektiriyor. Böyle olunca inanan insanlar hem tembellikten kurtuluyor hem de Kadir Gecesi'ni yakalayabilme arzusuyla Ramazan boyunca gecelerini değerlendiriyor.

Tabii gizli tutulan sadece Kadir Gecesi değil. Cuma günü içerisinde duaların kabul olacağı icabet saati; beş vakit namaz içerisinde salât-ı vustâ; İlahi isimler içerisinde İsm-i A'zam; büyün taatler ve ibadetler içerisinde rızay-ı İlahi; zaman içerisinde kıyamet ve hayat içerisinde ölüm gizli bırakılmış. Bunların gizli tutulmasında maksat, müminlerin uyanık, dikkatli ve devamlı Allah'a ibadet ve taat içerisinde olmalarını sağlamak.

Bu sebeple Ramazan'ın sonuna yaklaştığımız şu günlerde her geceyi Kadir Gecesi olabilir ümidiyle dolu dolu değerlendirme gayreti içinde olmak gerekiyor. Bilemiyoruz, belki bu gecedir Kadir Gecesi, belki yarın; ya da bir başka gün. Ama bildiğimiz bir şey var; Kadir Gecesi bizim için ömrümüzün fırsatı. Ve o, bu son on günün içine saklanmış, adeta "Ey ahiretini kazanmaya çalışanlar, ey rıza-yı İlahî peşinde koşanlar, ey Nebiler Sultanı ile Kevser havuzlarının başında buluşmak isteyenler, ey affına ferman arayanlar, ey cemâlullah ile müşerref olmak arzusuyla dolup taşanlar, ey kul olmayı en büyük paye sayanlar, ey nasipliler, ey bahtiyarlar ve ey talihliler! Gelin, ne olur gafleti bir kenara bırakın, gecelerde bülbüller gibi şakıyın, seccadelerinize bayram yaşatın, yudum yudum Kur'an içirin kalbinize, istiğfarla doldurun yüreklerinizi ve bu on günde beni bulun!" diye haykırıyor. Allah Resûlü de, ümmetinin bu fırsatı en iyi şekilde değerlendireceğini ümit ediyor ve şöyle buyuruyor: "Kim Kadir Gecesi'ni faziletine inanarak ve mükâfatını sadece Allah'tan bekleyerek ibadet ve taatle geçirirse geçmiş günahlarının tamamı bağışlanır."

Bu son günleri değerlendirip Kadr'in bereketine mazhar olmak adına normal Ramazan günlerimizin de ötesinde daha diri, daha zinde ve daha dolu bir kulluk performansı ortaya koymakta fayda var. Nafile namazları olabildiğince artırmak, günlük hedefler belirleyerek teravihin dışında yirmi, kırk, altmış ve hatta yüz rekât namaz kılmaya çalışmak bir yol olabilir. Yüz rekât namaz belki gözümüze çok görünüyor ama maneviyat büyüklerinin hemen hepsi her gün yüzlerce rekât namaz kılıyorlardı. Basit bir zaman hesabı bile yapsak, aslında yüz rekât namazın bir futbol maçına ya da bir dizi filme ayırdığımız zamandan daha fazla sürmediğini göreceğiz. Yeter ki biz, bu azmimizi nefis ve şeytanın ürettiği mazeretlerin ve evhamların dumanı altında boğmayalım. O halde gelin, bu günleri fırsat bilerek hayatımızda belki daha önce hiç yapmadığımız bir şeyi yapalım ve seccadelerimizle barışalım. Her gece veya hiç olmazsa tek gecelerde her iki rekâtta bir selam vererek yüz rekât namaz kılalım. Böylece Ramazan vesilesiyle güzel bir alışkanlık kazanalım ve bunu zaman zaman tekrarlayarak hayatımızın önemli bir parçası haline getirelim.

Kur'an'ın Kadir Gecesi'nde nazil olmaya başlaması bu gecede Kur'an okumanın değerini anlamamıza yetiyor. Evrad u ezkâr, Salâvat-ı Şerifeler ve okunacak daha pek çok dua bu gecelerin kadrini artıracak.

Birtakım zamanlarda mesai yapanlara normal zamanların birkaç katı fazla ücret verilir. Bazı olayların yıldönümleri ikramiye günleridir. Krallar tahta çıktıklarında cülus bahşişi dağıtırlar. Bazen genel af ilan edilir ve çok büyük cezalar dahi bağışlanır. İçinde bulunduğumuz bu geceler ise bunlarla mukayese edilemeyecek kadar değerlidir. Çünkü onların sahibi Latîf'tir, Cevvâd'dır, Kerîm'dir, Gaffâr'dır, Afüvv'dür. Onların sahibi ALLAH'tır. O'nun hazinesi, cömertliği, keremi, bağışlaması başkalarınınkine benzemez. O, insanlara göre ne kadar büyükse, O'nun bahşişi, lütfu, keremi ve affı da onlarınkine göre o kadar büyüktür. Hazineler onun olduğuna göre, kime ne kadar vereceğini de O bilir. İşte Kadir Gecesi, O'nun Muhammed ümmetine bir bahşişi, bir genel af ilanı ve bir ikramiyesidir. Rızasını tahsil adına adeta özel bir pazar ve bir yağma mevsimidir...

Haydi, pazar ola...

SÜLEYMAN SARGIN-ZAMAN
http://www.samanyoluhaber.com/h_315807_bu-gece-kadir-gecesi-olabilir.html
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/9/2009 - Her Mü'min bir gönül doktoru olmalı

Her Mü'min bir gönül doktoru olmalı
Sizi hayalen bir tabloya götürmek istiyorum bugün. Enfeksiyon hastalıkları uzmanıyım. Çalıştığım kliniğe gelen hastalardan birkaç tanesinde sıtma belirtileri fark ettim.
Onlara gerekli tedavileri yazdıktan sonra, hastalığın salgın haline gelebileceğini düşünüp kendim ve ailem için de tedbir almaya karar verdim. Sıtma ilacının ne olduğunu biliyorum. Bu ilaç eczanelerde satılmaz.

YAZININ DEVAMI İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN

                                               Samanyoluhaber
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/9/2009 - Efendimiz'in unutamadığı kişi

Efendimiz'in unutamadığı kişi
Peygamber Efendimiz ilk eşi Hz. Hatice annemizi çok seviyordu. Vefat etmiş olmasına rağmen her fırsatta onu hayırla yâd ediyor, onun geride bıraktığı dostlarıyla yakından ilgileniyordu. Peki Hz. Hatice ne yapmıştı ki, Efendimiz kendisine böylesi bir alaka gösteriyordu?
 
Eline aldığı kuru bir hurma dalına dayanarak Resûlüllah'ın kapısına kadar gelmiş olan yaşlı bir kadın, içeri girmek arzusunu izhar etmesi üzerine:

- Yâ Resûlâllah, kim olduğunu bilmediğimiz bir ihtiyar kadın, zâtınızı görmek istiyor, dediler. Resûl-i Ekrem Hazretleri:

- Müsaade edin, gelsin, buyurdular. İhtiyarlıktan âdeta rükû eder halde duran kadın, hurma dalından edindiği asâsına dayana dayana Efendimiz'in kapısından içeri girdi. Bir-iki adım ilerledikten sonra, kendisini tanıyan Allah Resulü hemen ayağa kalktılar; altlarındaki içi hurma lifi dolu minderlerini göstererek oturmasını istediler. Peygamberimiz'in bu kadına gösterdiği hürmet ve alâka, orada hazır bulunan Hazret-i Ömer'in dikkatini çekti. Hatta kim olduğunu merak ettiği yaşlı kadına gösterilen bu ikramı, biraz da fazla gibi bulduğu içindir ki, kalkıp gittikten sonra:

- Yâ Resûlâllah, bu kadın kimdi ki, kendisine ayağa kalkacak kadar hürmet ettiniz, minderinizi verecek kadar alâka gösteriniz, dedi. Efendimiz'in cevabı tek cümleden ibaretti:

- Bu kadın, bizim Hatice'nin dostlarındandı!

Efendimiz, Hz. Hatice'yi niye bu kadar seviyor?

Burada aklımıza şöyle bir soru geliyor: Peygamber Efendimiz, senelerce evvel vefat etmiş olan Hatice validemize, neden bu kadar alâkâ duyuyordu ki, onun dostlarına bile ayağa kalkıyor, minderlerini vermek kadirşinâslığında bulunuyorlardı?

Hatice validemizin kendisini bu derece sevdiren hususiyeti ne idi?

Bu sualin cevabını da Hazret-i Âişe validemizin hazır bulunduğu bir mecliste cereyan eden şu hatırada bulmak mümkündür. Efendimiz, bir aile sohbetinde, Hazret-i Hatice validemizi uzun uzun yâd etmiş; bazı hatıraları yeniden anlatarak, geçmiş günlerini dile getirmişti. Hazret-i Âişe validemiz:

- Yâ Resûlâllah, senelerce evvel ölüp gitmiş olan bir yaşlı kadını, bu kadar hatırlayıp yâd etmekte ne fayda var?

Allah, size, ondan daha genç ve güzelini ihsan etmiş; ağzında dişi bile kalmamış bir ihtiyar kadın yerine daha gencini vermiştir, dedi. Âişe validemizin bu sözlerine karşı Allah Resulü'nün, Hz. Hatice validemizi niçin unutmadığını bildiren şu cevaplarını, dikkat ve ibretle okumaktayız:

Âişe! Seneler geçtiği halde Hatice'yi unutmayışım, onun dış güzelliğinden değildir. Herkes beni red ve inkâr ettiği zaman, Hatice bana inandı ve tasdik etti. Etrafımdakiler bana, yalancısın, dediği zaman; Hatice bana, doğru söylüyorsun, asla çekinme, dedi. İnsanlar benden bir pulu esirgediği zaman, Hatice, bütün servetini önüme sürerek, "Bunların hepsi emrindedir, istediğin kadar harcayabilirsin" dedi.

Dünyada yalnız kaldığım günlerde, Hatice, benden asla geri kalmadı; "Bunların hepsi geçicidir, üzülme, ileride bu güçlükleri kolaylıklar takip edecektir" dedi. İşte ben, Hatice'yi, bu fedakârlıkları için unutmuyorum! Eşe olan vefayı görüyor musunuz? Efendimiz'den öğreneceğimiz ne kadar çok şey var. Bunun için elbette onun hayatını didik didik etmeli, kare kare okuyup günümüze dersler çıkartmalı değil miyiz?

BİR HATIRLATMAÇOCUKLAR KÖTÜ ÖRNEKLERi TAKLiT EDEBiLiR

Çocuklar gelişim süreçlerinde, gördükleri ve duydukları çoğu şeyi taklit etmeye çalışırlar. İyi ya da kötü, hiç fark etmez. Çünkü bunları ayırt edemezler. Eğer önlerinde duran bu davranış yelpazesi, zaman içinde sürekli tekrar edilirse, bunları davranış repertuvarları arasına yerleştirirler. Bu nedenle, çocuğunuzla olan bütün iletişimlerinizde, yaptıklarınıza ve söylediklerinize dikkat etmeniz gerekiyor.

YASAKÇI OLMAYIN AMA!

İlk çocukluk dönemlerinden itibaren çocuklar, kendilerine model olarak seçtikleri kitap ve televizyondaki dizi kahramanlarının özelliklerini, günlük yaşamlarına ve oyunlarına yansıtmaya başlarlar. Nitekim vurdulu-kırdılı bir film seyreden çocukların filmin akabinde çevresine film kahramanı gibi vurduğu, onun gibi silah kullanmaya çalıştığı, siper alıp ateş ettiği görülür.

Aileler de çocuklarının izlediği çizgi film ve dizilere yasakçı bir tavır koymadan denetlemelidirler. Geleceğin büyükleri çocuklarımız güzel ahlakı, iyi insan olmayı bizim tavır ve davranışlarımızdan öğrenecekler.

HADİS BAHÇESİKALBiNiZE iYi BAKIN!

Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: "Şunu iyi bilin ki, insan vücudunda küçük bir et parçası vardır. Eğer bu et parçası iyi olursa, bütün vücut iyi olur. Bozulursa, bütün vücut bozulur. İşte bu et parçası kalptir." (Riyazü's- Salihin, Erkam Yayınları) Hadisin verdiği mesajlar

1) Rabbimiz ibadetleri ve güzel davranışları değerlendirirken samimiyet derecesini, ihlas ve iyi niyeti esas alır.

2) Kalp, Allah'ın çok değer verdiği, devamlı surette bakıp kontrol ettiği bir merkezdir. Bu sebeple onu kötü duygulardan arındırmak, dinin tavsiye ettiği güzel hal ve davranışlara sahip kılmak gerekir.

3) İbadetleri makbul ve değerli kılan kalptir. Bu sebeple öncelikle kalbi kin ve haset gibi manevi ve sosyal hastalıklardan arındırmalı, mükemmel hale getirmeye çalışmalıdır.

ALTIN ÖĞÜTLERDOSTLARINIZI SIKÇA ZiYARET EDiN

Hak aşığı Hz. Mevlana anlatıyor: Dostlarınızı sıkça ziyaret ediniz. Çünkü üzerinde yürünmeyen yollar, diken ve çalılarla kaplanır. İyi dostu olanın, aynaya ihtiyacı yoktur. Duygu akla, akıl da ruha esirdir. Dünyayı görmek için gerçek göze ihtiyaç vardır. Fare huylulara, kedi bey olur.

Hakk'tan bahar fermanı gelmedikçe toprak sırrını açmaz. İçteki kiri su değil ancak gözyaşı temizler. Sen varını, yoğunu, malını, mülkünü ver de bir gönül al. Al da o gönül, mezarda, o kapkara gecede, sana ışık versin...

ALİ İHSAN ER-BUGÜN
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/8/2009 - Bu ilaçlar orucu bozmuyor

Bu ilaçlar orucu bozmuyor
Burun, göz damlası, astım hastalarının kullandığı spreyler, dilaltı ilacı gibi ilaçların orucu bozmadığı belirtildi.
 
Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, "Orucu bozan ve bozmayan muayene ve tedavi yöntemleri" konusunda yaptığı değerlendirmeye göre astım hastalarının kullandığı sprey orucu bozmuyor. 2005 yılında verilen kararda astımlı hastaların, sağlığı oruç tutmalarına uygun olup başka bir hastalıkları da yoksa rahat nefes almalarını sağlamak amacıyla ağza püskürtülen oksijenli ilacın orucu bozmayacağı belirtiliyor.

Göz damlası da orucu bozmayan ilaçlar arasında. Göze damlatılan ilaç miktarının yok denilebilecek kadar az bir kısmının, sindirim kanalına ulaşma ihtimali bulunduğu belirtildi ve bunun oruca zarar vermediği kaydedildi. Burun damlası da aynı şekilde değerlendiriliyor. Kulak tedavisinde de damla kullanmak ve yıkatmak orucu bozmuyor. Ancak kulak zarının yırtılması ve buradan giren suyun mideye ulaşması halinde oruç bozuluyor.

Bazı kalp rahatsızlıklarında kullanılan dilaltı ilacı da orucu bozmuyor. Din İşleri Yüksek Kurulu'nun verdiği karara göre, dil altına konulan ilaç, doğrudan ağız dokusu tarafından emilip kana karışarak kalp krizini önlüyor. Söz konusu ilaç ağız içinde emilip yok olduğundan mideye bir şey ulaşmıyor. Bu . Bu itibarla, dil altı kullanmak orucu bozmaz." deniliyor. Endoskopi, kolonoskopi yaptırmak, makat veya ferçten ultrason çektirmek ile ilgili ise cihazların kullanımı sırasında sindirim sistemine su, yağ ve benzeri gıda özelliği taşıyan bir madde girmemesi durumunda oruç bozulmuyor. İdrar kanallarına giren cihazlar veya akıtılan ilaçlar da orucu bozmazken anestezi ile ilgili lokal ve nefes yoluyla verilen anestezinin orucun sıhhatine engel olmadığı, ancak iğne ile vücuda ilaç verilerek yapılan anestezinin orucu bozduğu kaydediliyor.

Fitil kullanmakta oruç tutmaya engel değil. Lavman konusunda ise suyun bağırsaklara verilmesinden sonra bekletilmeyip bağırsakların hemen temizlenmesi durumunda oruç bozulmuyor. Ancak bağırsaklara verilen su bekletilirse oruç bozuluyor. İğnenin orucu bozup bozmayacağı, kullanılış amacına göre değerlendiriliyor. Gıda ve keyif verici olmayan enjeksiyonlar, yemek ve içmek anlamına gelmediklerinden orucu bozmazlar. Ancak gıda veya keyif verici enjeksiyonlar orucu bozuyor. Hastaya serum veya kan verilmesi de aynı hükme tabi olarak değerlendiriliyor.

DİYALIZ HASTALARI

Böbrek yetmezliği hastalarına uygulanan diyaliz, periton diyalizi ve hemodiyaliz olarak ikiye ayrılıyor. Hastaya herhangi bir sıvı maddesi verilmeden gerçekleştirilen hemodiyalizde oruç bozulmuyor. Diğer diyaliz çeşitlerinde ise vücuda gıda içerikli sıvı verildiği için oruç bozuluyor. Anjiyo ve biyopsi (herhangi bir organdan parça alınması) yaptırmakta orucu bozmuyor. Kan vermek de oruca engel değil. Merhem ve ilaçlı bant da yeme içme anlamına gelmediğinden orucu bozmuyor.

CİHAN
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/8/2009 - Gözyaşartan sadaka hikayesi

Gözyaşartan sadaka hikayesi
İşte İstanbul'dan Hicaz'a yaşanmış bir sadaka hikâyesi...
İstanbul Atatürk Havalimanı'nda hiç tanımadığım bir kşi umrede dağıtmam için sadaka verdi. Hira'daki taş ustalarından Medine'de Afgan öğrencilere kadar onlarca insan 100 dolardan nasibini aldı. Günlerdir beklediğimiz umre yolculuğumuz artık başlamıştı. İhramlarımızı giymiş uçağa alınacağımız salona doğru ilerliyorduk. Dillerde 'lebbeyk' duası, gönüllerde heyecan vardı.

Her adımda kalp ritmimiz artıyor, ayaklarımız hızlanıyordu. Gruptan kopmamak için acele ederken, karşıdan gelen orta yaşlı biri, aniden önümüzde durdu. Cebinden 100 dolar çıkardı ve uzattı. "Rica etsem, sadaka olarak dağıtabilir misiniz?" diyordu. Kısa süren şaşkınlığın ardından adını sorabildim. "Önemli değil, Allah rızası için Kâbe'nin etrafındaki garibanlara dağıtırsanız çok memnun olurum." dedi bu kez. Israrlarım üzerine sadece ismini ve Laleli'de bir esnaf olduğunu söyledi.

"İnşallah" deyip emaneti kabul ettiğimde, Zafer Bey tebessüm eder vaziyette ve "Allah razı olsun!" dualarıyla uzaklaşıyordu. Açıkçası sadaka konusunu hiç düşünmemiştik. Kime, nerede, nasıl verilirdi? 'Hayırlısı' deyip yolumuza devam ettik...

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

29/5/2009 - ASIL OLAN RUHUN ZAFERİDİR

 

ASIL OLAN RUHUN ZAFERİDİR

Hocaefendi: Onlar gerçek kahramanlar
Hocaefendi: Onlar gerçek kahramanlar
İnsan, bu dünyada ruh ve beden gibi birbirinden farklı iki kuvveti temsil etmektedir.

Zaman zaman bu iki kuvvetin birleşip bir bütün oluşturduğu müşahede edilse bile, ekseriyet itibarıyla, zıtlaştıkları ve birinin zaferinin diğerinin hezimetini netice verdiği görülmektedir.

Bedenî isteklerin şaha kalktığı ve azgınlaştığı bir bünyede ruh, çelimsiz, dermansız ve cismanî arzuların âzat kabul etmez kölesidir; buna karşılık, nefsin iştihalarına baş kaldırıldığı, kalbin akla, ruhun bedene hâkim kılındığı bir bünyede ise ruh, bin bir labirenti bir solukta aşan ve bir anda ölümsüzlüğe ulaşan hürriyet âbidesidir.

Her bucağı, yüzlerce zafer takı ve dragon timsâlleriyle süslense dahi, ruh plânında çökmüş bir ülkenin mezardan farkı yoktur. Evet, ruhun zafer solukları üzerine kurulmamış bir dünya, kaba kuvvetin elinde bir oyuncak; onun faziletli ikliminde geliştirilmemiş bir kültür, insanlığın yolunu kesmiş bir cadı ve böyle bir ülkede yaşayan yığınlar da buhrandan buhrana sürüklenen gözü bağlı talihsizlerdir. Ne var ki, şahsî haz ve zevklerinden başka bir şey düşünmeyen ve bir türlü varlığını başkalarının mutluluğuyla birleştiremeyen ham ruhlara, hiçbir zaman bunu anlatmak da mümkün olmayacaktır.

Ah! Ne olurdu, bir kere bunlar da nefis ve benlikleri cihetiyle yokluğa erip, ruhta ebedîleşmenin sırrını kavrayabilselerdi!..

Sînesini en yüksek mefkûre ve insanlık sevgisiyle donatanlardır ki, kalbin enerji balansını düzeltmiş, duygularını en ulvî hedeflere doğru kamçılamış ve kendi içlerinde ölümsüzlüğe ermişlerdir. Bir hamlede hayvanî yaşayıştan kurtulup bedenî hazlarını aşan bu talihliler, ruhlarını coşturmuş, kalblerini kanatlandırmış ve nefislerinin rağmına insanî yanlarıyla zaferlere ulaşmışlardır.

Güçlü ve muzaffer insan, kendini yenen insandır. Nefis ve kötü tutkuların esaretinden kurtulamamış sefil ruhlar, cihanlar fethetseler dahi mağlûp sayılırlar. Böylelerinin, bir baştan bir başa dünyayı işgal etmelerine fetih denemeyeceği gibi, istilâ ettikleri yerlerde de uzun zaman pâyidar olmalarına imkân yoktur.

GERÇEK KAHRAMANLAR

Kendini cihanın tek hâkimi görme çılgınlığıyla, feylesof Molmey'in şahsında, ilim ve fazîleti tokatlayan Napolyon, bilmem ki ruhtaki bu hezimet ve yenilmenin Yena'daki mağlubiyetten daha acı ve daha alçaltıcı olduğunu anlayabilmiş miydi?..

Merzifonlu, ordusunun Viyana'daki bozgunundan evvel, kendi içinde yenilmişti. Kumandanın ruhundaki hezimetle başlayıp yaygınlaşan, tarihimizdeki bu ilk bozgun, onun kellesini alıp götürmeden başka, cihanın en muazzam fâtih ordusuna, firar etme gibi, o güne kadar bilmediği bir zilleti de öğretmiş oluyordu.

Arslan yürekli Yıldırım Han, Çubuk'ta değil, hasmını hakîr ve kendini yeryüzünün biricik hükümdarı saydığı gün yenilmişti...

Ve insanlık tarihi ruhun mağlubiyetine maruz daha nice kimselere şahitlik etmişti.

Buna karşılık Tarık, Herkül sütunlarını geçip bir avuç fedaisiyle, doksan bin kişilik İspanya ordusuna galebe çaldığı zaman değil, Endülüs'ü fethettikten hemen sonra Toleytula'da hazine dairesine girip de altınları, mücevherleri görünce kendi kendine "Tarık, dün bir köleydin. Bugün muzaffer bir komutansın. Yarın ne olacağını da ancak Allah bilir. Şımarma..." dediği ve sonra gurura, çalıma girmemek için yatağını kraliyet dairesine değil ahıra serdirdiği an, ruhuyla kanatlanmış ve hakiki nusrete ulaşmıştı.

Salahaddîn'in, "Arslan Yürekli Rişar"a karşı civanmertliği, kibir ve gösterişten kendini göremez hâle gelmiş bu mağrur hükümdarı, hayretten hayrete sevk etmiş ve fevkalâde utandırmıştı. Keza; Alparslan'ın, "Romen Diyojen"i hüngür hüngür ağlatan mürüvvet ve âlicenâplığı; Antalya Kalesi'nde, barbar Haçlılara karşı göğüs göğüse erkekçe dövüştükten sonra, elde ettiği esirlerin bütününü hürriyete kavuşturan Kılıçarslan'ın asâlet ve insanlığı hep bu yüce ruhun zaferleriydi...

Fatih'in, Bizans surları önündeki -o devre göre- en muazzam ve modern ordusunun gücüne güç katan, ona çağının kilit ve anahtarlarını kazandıran o en önemli kuvveti de yine, Akşemseddin'lerle temsil edilen bu ruh ve iman kuvvetiydi. Fatih, azgın maddî gücün temsilcisi değildi. O, askerî dirâyet, dehâ ve iktidarıyla bu yüce ruh ve inancı temsil ediyordu. Öyle olmasaydı, onun İstanbul'a girişi de Sezar'ın Roma'ya girişi gibi olmayacak mıydı?.. Halbuki o, Bizans'ın bu eski pâyitahtına, Mekke'yi fetheden Kudsi ruhun affediciliği, müsâmahası, mağlûplara sonsuz haklar bahşetmesi ve civanmertliği gibi yüksek hasletleri temsil ederek giriyordu.

Cihânı, iki hükümdar için az gören Yavuz, dünyanın dört bir bucağını velveleye veren fatih ordusuyla, krallara taç verip taç aldığı günlerde değil, Ridâniye zaferini müteakip İslâm dünyasının biricik hükümdarı unvanıyla, İstanbul kapılarına kadar gelip de teb'anın alkış ve alâyişini görmemek için, halkın uykuda olduğu bir saati kollayıp, pâyitahta sessizce girdiği zaman gerçek fâtih; hocasının atının ayağından sıçrayan çamurla kirlenmiş, -estağfirullah- ıtırlanmış cübbesinin, tabutuna sarılmasını vasiyet ettiği zaman da hakiki muzafferdi.

Özetle:

1 - Güçlü ve muzaffer insan, kendini yenen insandır. Nefis ve kötü tutkuların esaretinden kurtulamamış sefil ruhlar, cihanlar fethetseler dahi mağlûp sayılırlar. Böylelerinin, istilâ ettikleri yerlerde uzun zaman pâyidar olmalarına imkân yoktur.

2 - Büyük Sultan Fatih, Bizans'ın bu eski pâyitahtına, Mekke'yi fetheden Kudsi ruhun affediciliği, müsâmahası, mağlûplara sonsuz haklar bahşetmesi ve civanmertliği gibi yüksek hasletleri temsil ederek giriyordu.

http://www.samanyoluhaber.com/haber-152171.html

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/3/2009 - Bugün Mevlid Kandili, İşte Duası...

 

MEVLİD KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN, İŞTE KANDİL DUASI...

Bugün Mevlid Kandili, İşte Duası...

Bugün Mevlid Kandili, İşte Duası...
İslam âlemi bugün Mevlid Kandili'ni idrak ediyor.

Yüce Yaratıcı'nın insanlığa gönderdiği son rahmet elçisi, İlahi vahyin tamamlayıcısı peygamberimiz Hz. Muhammed (sas)'in hicri takvime göre dünyayı şereflendirdiği gecede O hasretle yâd ediliyor.

Sevgili Peygamberimiz'in (sas) doğum günü vesilesiyle kutladığımız Mevlid Kandili dolayısıyla bir dua hazırladık. Bu özel gün münasebetiyle okurlarımızın Mevlid Kandili'ni tebrik ederiz...

EÛZÜ BİLLAHİ MİNE'Ş-ŞEYTANİ'R-RACÎM, BİSMİLLAHİRRAHMANİRRRAHİM

Ya ilahel alemin
İlk yarattığın nur efendimizin nuruydu.
Sen onu var etmeden evvel gündüzün geceden,
baharın da kıştan farkı yoktu.
İyilikler, kötülüklerle iç içe;
akıl nefse yenik,
ruh da bedenin esiri idi.
O güzeller güzeli
Varlığın sırrını keşfedip akla yüksek hedefler gösterdi
düşünceye kapılar açıp
insanın ebedlere namzet olduğunu âlemşümul bir dille haykırdı.
Böyle bir elçiyi insanlığa bahşetmenden
Ve sayısız nice nimetlerinden ötürü
sana sonsuz hamd ü senalar olsun ya rabbi!

Güç ve kuvvet ancak kendisine has olan yüce ve büyük Allâh'ım!
Mahlûkatın adedince,
Zatının rızası,
Arşının ağırlığı ve kelimelerinin toplamınca
Efendimiz Hz. Muhammed (sas) ve O'nun ehli ve ashabı üzerine salât ü selam la bir kere daha yâdederek huzûr-u İlahi'de el açıp yakarıyoruz

Ey her şeye hayat bahşeden Allah'ım
bütün insanlık, hatta bütün bir varlık âleminin bayramı sayılan
mübarek günleri vardır.
bir gün daha vardır ki,
o da Allah Rasûlü'nün dünyayı teşrif buyurarak
tenezzülen aramıza girip bizi şereflendirdiği kutlu zamandır.
Bizler şimdi o anı yaşıyoruz.
Rahmet-i Rahman'ın galeyana geldiğine inandığımız
bu kutlu zaman diliminde,
Mevlid Kandili'nin bizim için hakiki bayram olması ümidiyle,
ümmet-i Muhammed'in hal-i pürmelali açısından
bayram hediyesine en muhtaç birer yetim olduğumuz mülahazasıyla, Şefkat Peygamberi'nin ruhaniyetine sığınarak,
sen den yeniden bir kere daha diriliş istiyoruz ya rabbi

Ey her şeye gücü yeten Allah'ım
Efendimizi düşünmekle
hayatın hiç kimseye nasip olmayan tadını
ve varlığın bitmeyen zevkli maceralarını duyarız.
Duyarız imanın yenilmez gücünü,
Duyarız Müslümanlığın kahramanlık olduğunu,
Duyarız doğruluğun paha biçilmez kıymetler ihtiva ettiğini,
Duyarız iffet ve ismetin, meleklerinkine denk insan tabiatının bir buudu haline geldiğini.
N'olur bu ve benzeri nice güzellikleri daha derince ve engince
Bütün insanların ruhlarına duyur ya Rabbi!

Ya Rabbel alemin
Onun terbiyesi, onun üslûbu ve onun sistemiyle yetişmiş olan nesillerin
imanları iz'ân ufkuna erişiyor,
muhabbetleri çağlayanlara dönüşüyor.
efendimizi bu ölçüde duyup sevmeleri münasebetiyle
her an daha da şahlanıyor
ve o kutlunun arkasında bulunma sevinciyle adeta yeni bir asr-ı saadet yaşanıyor.
Sen dünyamıza yeniden bir huzur çağı
ve gül devri yaşat ya Rabbi!

Ey yüceler yücesi Allah'ım
Yüzümüz yok, hicap içindeyiz;
Efendimizin senin katındaki nazının geçerliliğine de ümitlerimiz tam.
Keşke ne seviyede olursa olsun
efendimizden hiç uzaklaşmasaydık;
ondan gelen ışıklardan
ve ruhlarımıza boşalan mânâlardan
hiç mahrum kalmasaydık..
ve onu o inandırıcı çehresiyle
içlerimizde hep taptaze ve dipdiri duyabilseydik!..
sen bizleri kendi uzaklıklarını aşabilen
hak ve hakikatleri de bütün derinlikleriyle duyabilenlerden eyle ya rabbi!

ya ilahel alemin
O güzeller güzeli Sevgiliyi, bir kere daha misafirimiz eyle..
tahtını sinelerimize kur
gönüllerimizdeki karanlıkları kov,
bütün benliğimize ruhunun ilhamlarını duyur
ve bize yeniden diriliş yollarını göster ya rabbi

İnananları karanlıklardan aydınlığa çıkaran Allah'ım
her gün biraz daha azgınlaşan şu zulmetleri o kutlunun ışığıyla dağıtıver
herkesi inleten zulüm ve adaletsizlik ateşini söndürüver.
her şekliyle kine, nefrete, düşmanlığa kilitlenmiş şu zavallı ruhların boyunlarındaki zincirleri çözüver
sevgiye, merhamete, şefkate hasret giden sinelerimizi muhabbetle, hoşgörüyle coşturuver
ruhlarımızı aklın aydınlığı, gönüllerimizi de mantık ve muhakeme enginliğiyle buluşturuver
ve bizi kendi içimizdeki hicran ve hasretlerimizden kurtarıver ya Rabbi!

Ey merhameti bol olan Allah'ım!
şefkati, adaletini aşkın gönüller sultanını unuttuğumuzun
ve saygısızlıkta bulunduğumuzun farkındayız.
Biliyoruz ki o rahmet nebisi
incinse de küsmedi
Vefasızlık görsede alakayı kesmedi
Başını yaranlar, dişini kıranlar karşısında bile ellerini açıp dua dua yalvardı. Katiyen lanette bulunmadı. Lanet ve bedduaya "âmin" de demedi.
Sinesini, Ebû Cehil'leri bile ümitlendirecek ölçüde açabildiği kadar açtı
ve her sözünü, her davranışını senin rahmetinin enginliğine bağladı.
Sen bizleri onun o engin merhametinden istifade eden
ve şefaatine de nâil olanlardan eyle ey Rabbi!

Ey ihsanları sonsuz olan Allah'ım
düşe-kalka olsa da hep Efendimizin izinde yürüme gayretindeyiz.
N'olur bizi bir kere daha sevindir.
Sevindir ki; bağının taptaze fidanlarıyla
adını âleme tam duyuracak demdeyiz.
Bu dünya ışığa hasret gidiyor.
Bizler o kırık azimlerimiz ve o çatlamış ümitlerimizle,
yolların hakkını veremesek de hep yollardayız.
Sadece hislerimizle de olsa, aradığımız hep senin habibin;
N'olur gönüllerimiz bir kere daha onunla dolsun,
ufuklarımızı saran şu upuzun geceler yerlerini gündüzlere bıraksın
ve viladeti bizim hakiki bayramımız olsun..

Ey yapılan dualara cevap veren Allâh'ım
Sana itaat edilir Sen karşılığını veririsin;
Sana isyan edilir, sen bağışlar ve affedersin,
Darda kalanlara icabet edersin,
Zararı sıkıntıyı ortadan kaldırırsın
Hastalara şifa, dertlilere deva verirsin
Günahları bağışlar, tövbeleri kabul edersin
Sen bizlerin dualarını kabul buyur ya Rabbi!

Allâh'ım
acizlikten, üzüntüden, tasadan, kederden,
Korkaklıktan, kabir azâbından, cehennem ateşinden sana sığınırız.
Bizleri kötülükten ve kötülerin şerrinden emin eyle ya Rabbi!

Ey Yüceler Yücesi!
bize karşı düşmanlık duygularıyla oturup kalkanların kalblerini yumuşatmak murad ediyorsan,
bize ve gönüllüler hareketine karşı onların kalblerini yumuşat
ve sinelerini daimî bir sevgiyle doldur! Ya Rabbi!
Ey kalbleri evirip çeviren Sultanlar Sultanı!
Bizim kalblerimizi de, onların kalblerini de sevdiğin ve hoşnut olduğun güzelliklere çevir! Ya Rabbi!

Allahım
Sen bizlere bizi aşan istidat ve kabiliyetler ver
ve lutfedeceğin bu kabiliyetleri
senin rızan yolunda kullanmayı
bizlere nasip eyle ya Rabbi!

Allahım
Sen bizlere peygamberleri donattığın sıfatları lutfet lakin biz lutfedeceğin bu sıfatları tefahur vesilesi yapmayalım ve hep kendimizi sıfır görelim ya Rabbi!

Allahım
Cümlemize vicdan genişliği lutfet
Kalplerimize inşirah bahşet
Bizleri kollektif şuura sahip kullarından kıl
Ve bizleri müttakilere rehber eyle ya Rabbi!

Ey yüceler yücesi olan Allahım
Biz ümmeti Muhammedin dağınıklığını gider
Bize ve ülkemize birlik ve dirlik ver
Bütün dünyaya da huzur ve barış nasibeyle..
Kalplerimizi birbirene ısındır ve
Bizleri birbirimize sevdir
Dünyanın dört bir tarafında hizmet eden kardeşlerimizi
Bizlerle beraber ihlas-ı etemme muvaffak kıl ya Rabbi!

Allâh'ım!
Efendimiz Hz. Muhammed (sav)'in Sen'den istediği
her türlü hayrı Sen'den istiyor,
yine Peygamber Efendimizin sana sığındığı
her türlü şerden de
sana sığınıyoruz.

Yâ Erhamerrâhimîn ve Yâ Ekremelekremîn!
Bizim, anne-baba ve ecdadımızın
Bize rehberlik ve kılavuzluk yapan büyüklerimizin,
Bir harf bile olsa kendilerinden istifade ettiğimiz hocalarımızın,
Sevdiklerimizin, sevenlerimizin,
Içinde neş'et ettiğimiz beldedeki insanların,
Milletimiz fertlerinin,
Kadın-erkek inanan bütün arkadaşlarımızın,
Dostlarımızın, kardeşlerimizin..
Bize karşı hep civanmertçe davrananların..
Hayır dualarında unutmayıp
Her zaman bizi de yâd edenlerin..
Üzerimizde hakkı bulunan kimselerin..
Kıymetli nasihatleriyle
Bize bekâ desenli sâlihatın yollarını gösterenlerin...
Ve bütün ümmet-i Muhammed'in
Günahlarını bağışla! Ya Rabbi!

Allahım!
Duamızın sonunda Sana olan minnet ve şükran hislerimizi
Bir kere daha tekrarlıyor,
Resûl-ü zîşânı, âlini, ashabını
Bir kez daha salavâtlarla anıyor
Ve dualarımızı kabul buyurmanı istirham ediyoruz.
Ne olur, bizlerin dualarına icabet buyur ya Rabbi!

amin ve selamün alel murselin
vel hamdü lillahi Rabbi'l-alemin...



ÖMER FARUK ŞENTÜRK

[KIRIK TESTİ] Ey Güzeller Güzeli Sevgili Gel!..

[BAMTELİ]İnsanlık O'nunla Yeniden Diriliyor

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->
http://ates64.blogcu.com/
http://ates64.blogcu.com/
Google
http://ates64.blogcu.com/
 http://ates64blogcu.OurToolbar.com/exe
Download Our Free Toolbar
Sık Kullanılanlara Ekle

Son yazılarım

Türk Sineması Yeşilçam - En Komik Sahneler 5
Türk Sineması Yeşilçam - En Komik Sahneler 4
Sineması Yeşilçam - En Komik Sahneler 3
Türk Sineması Yeşilçam - En Komik Sahneler 2
Türk Sineması Yeşilçam - En Komik Sahneler 1
'Sanane yav! Ne densizsin... ' Video
'Başbuğ hala niye görevde?'
TARAF YİNE BOMBAYI PATLATTI
Dudak uçuklatan iftiralar - Video
Şehit annesinden ağlatan mektup
usak banaz hamam bogazi termal tesisleri hakkinda yapilan roport
Bir Mesleğin Banaz´da Son Temsilcisi
Türkleştirmek, Müslümanlaştırmak, üzerine
Grip aşısı
ÖLÜM VE AHiRET HAYATI
ŞEYTAN VE HİLELERİ
CEHENNEMiN YAPISI VE AZABI
RESULULLAH'IN SON 13 GÜNÜ Nihat Hatipoglu
Hz.Muhammed'in Kefene Sarilmasi (Nihat Hatipoglu
YILBASI FELAKETi (Dini Sohbet)

Kategoriler

Arkadaşlarım

mucahid23
ozlem405
fatima
ahsennur
medreseizehra
pepenero
yozgatnur66
hobilendik
glhn74
metinol
yemektariflerimiz
meyvelerinfaydalari
yeniirmak
recipes
pedogog
sacbakimiyontemleri
benyaziyorum
bebekveresimleri
bebeksagligi
makyajteknikleri
ferdi344
hisari
sifalibitkilerimiz
benyaziyorumsiyaset
erkekbebekresimleri
Trafik ve yol durumu
http://www.basbakanlik.gov.tr/bimer/index.htm
http://www.nvi.gov.tr/NVI.html
http://www.samanyoluhaber.com/index.php
http://www.moralhaber.net/
http://www.bilgiguvenligi.org.tr/
http://www.banaz.net/
 http://www.eftalmedikal.com
http://www.maranki.com/
http://www.saracoglu.at/index.php
http://www.uzmantv.com/
http://www.namazladirilis.com/index.php
http://www.helal-gidalar.com/

http://www.bombamuzik.com/
http://www.ilahi-ezgi.com/
 www.banazdostfm.com/

 http://www.banaz.biz/
 http://www.cihan.com.tr/
http://www.dha.com.tr/index.php
http://www.iha.com.tr/yp/index.aspx
http://www.aa.com.tr/
http://ates64.blogcu.com/
Uyarı: Blogumuz İnternet Üzerinden gelen Kaynakları paylaşmaktır. Eğer size ait herhangi bir çalışma görürseniz ve burada yayınlanmasıni istemiyorsanız lütfen o yazıya ait yorum kısmından bizi uyarın, uyarı{!}alındığı andan itibaren yazınız kaldırtacaktır. Emeğe ve Telif haklarına Sonuna kadar saygılıyız.ates64.blogcuda yayınlanan resim ve fotoğrafların telif hakkı tamamen sahiplerine aittir .ATES 64