Erdoğan'ın konuşmaya başladığı an, Meclis'te gerilimin doruk noktaya çıktığı andı. Erdoğan'ın yer yer bazı vekilleri fırçamaları ise Meclis'te gülüşmelere yol açtı.
Erdoğan'ın konuşmaya başladığı an, Meclis'te gerilimin doruk noktaya çıktığı andı. Erdoğan'ın yer yer bazı vekilleri fırçamaları ise Meclis'te gülüşmelere yol açtı.
Yeni Şafak yazarı Hakan Albayrak, millete komplo belgesinde son gelişmeleri değerlendirdi ve sordu: Demokratik bir ülkede ekonomik, sosyo-politik ve dini hayata müdahale eğiliminde olduğunu açıkça gösteren bir genelkurmay başkanı görevde kalabilir mi?
İşte Albayrak'ın bugünkü yazısının ilgili bölümü:
BAŞBUĞ NİYE HALA GÖREVDE?
Demokratik bir ülkede ekonomik, sosyo-politik ve dini hayata müdahale eğiliminde olduğunu açıkça gösteren bir genelkurmay başkanı görevde kalabilir mi?
İlker Başbuğ, görevi Yaşar Büyükanıt'tan devralırken yaptığı konuşmada, “giderek güçlenen bazı cemaatler”in “ekonomiyi yönlendirmeye, sosyo-politik yaşamı biçimlendirmeye, dine bağlı bir yaşam tarzı olarak sosyal kimliklerini ortaya koymaya” çalıştıklarını ifade ederek, böyle bir müdahale eğilimi sergilemişti. Orduyu Meclis'in, hükümetin ve genel olarak siyasetin üstünde gördüğünü de faş etmişti o konuşmada. Demişti ki: “Türkiye, ulus devletin yaşanmasına engel olmayacak kültürel değişimleri sağlamıştır. Türkiye'den bunun dışında kurumsal düzenlemeler beklenemez.” Mealen: 'Ulus devlet sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiğine, Türkiye için hangi kültürel değişimlerin ve kurumsal düzenlemelerin uygun olup olmadığına karar verecek olan merci sivil otorite değil askeriyedir.'
Başbuğ'un sonraki konuşmaları ve tavırları bir yana… “AK Parti ve Gülen Hareketi'ni Bitirme Planı”yla örtüşen 'anti cemaat' duruşu, iki milyon vatandaşımızın oy verdiği DTP'lilere “siyaset ağaları” diyerek cephe alması, TSK içinde bir “cadı avı” başlatmayacakları sözünü vererek darbecileri rahatlatmaya çalışması v.s. bir yana… Sivil toplum, sivil otorite ve siyasi hayat üzerinde askeri tahakküm hesabı anlamına gelen diğer bütün sözleri ve davranışları bir yana… Cuntayla ilgisi veya ilgisizliği de bir yana… Genelkurmay Başkanı olarak yaptığı o ilk konuşma, Başbuğ'un görevden alınması için yeterli sebeptir. Daha o gün, o saat, göreve gelir gelmez görevden alınmalıydı Başbuğ. Hâlâ neyi tartışıyoruz?
Hükümet, “Sivil otoriteye bakışı daha kötü olan bir genelkurmay başkanı gelirse pişman oluruz” diye düşünüyorsa, o düşünceden vazgeçsin. “Öyle geleni de göndeririz” desin. “Sonraki de öyle gelirse onu da göndeririz” desin…
Demokrat Parti'nin “Yeter, söz milletin!” sloganıyla iktidara gelişinden 60 sene sonra hâlâ millet iradesinin üzerindeki gölgeyi konuşuyoruz. Bu gölge kalksın artık.
GENELKURMAY'IN TUHAF BEKLENTİSİ
Haber: “Genelkurmay Başkanlığı, 'İrtica İle Mücadele Eylem Planı' başlıklı, 'ıslak imzalı' olduğu iddia edilen belgenin henüz Askeri Savcılığa ulaşmadığını, belge ile ilgili adli tıp raporunun Askeri Savcılığa ulaştığını, raporda sadece imza tetkikinin yapılmış olduğunu bildirdi.”
Yorum: Böyle işlere artık sivil yargının baktığı bilgisi Genelkurmay'a ulaşmadı mı? İlgili yasa değişikliğinin yer aldığı Resmi Gazete Genelkurmay'a gelmedi mi? “Islak imzalı olduğu iddia edilen belge”yi bekliyorlarmış. Ne diye? Ne hakla? “Sadece imza tetkikinin yapılmış olduğu” adli tıp raporunu yeterli bulmuyorlar, halbuki sivil savcılık onu bile göndermek mecburiyetinde değildi. Genelkurmay'ın çağa ayak uydurmasını bekliyoruz!
Millete Komplo Planı'nın altında imzası olan ve tutuklandıktan sonra ikinci kez tahliye edilen Albay Dursun Çiçek, 10 Kasım'da Genelkurmay Karargâhı'nda Orgeneral İlker Başbuğ, Genelkurmay 2. Başkanı ve dört kuvvet komutanıyla birlikle yemek yedi.
Karargah'taki Gelincik Salonu'ndaki yemek, Anıtkabir'deki 10 Kasım törenlerinin ardından, öğlen saatlerinde başladı. Çiçek'in yakın çevresinden alınan bilgiye göre, yemeğe Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un yanı sıra Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit. Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hasan Aksay, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Işık Koşaner ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral A. Atila Işık katıldı. Çiçek yemeğe, yemek başladıktan bir saat sonra katıldı.
GENERAL MUAMELESİ
Yemekte Albay Çiçek'e 'general' muamelesi yapıldı. Yemek başladıktan bir süre sonra, Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Aslan Güner de Gelincik Salonu'na geldi. Yemeğe ayrıca internet andıcında parafları olan birçok komutanda katıldı. Bir buçuk saate yakın süren yemekten sonra İlker Başbuğ, Genelkurmay 2. Başkanı'nı da yanına alarak kendi odasına geçti.
AVUKATI YALAN BEYANDA MI BULUNDU?
10 Kasım'da dikkat çeken bir başka olay da Savcı Zekeriya öz'ün çağırdık gelmedi açıklamasından sonra Avukat Mustafa Çevik, Çiçek'in kanser olan annesinin yanında, Tokat'ta olduğunu açıklamıştı. Oysa Çiçek o gün Ankara'da ve Genelkurmay Başkanı'yla birlikle yemekteydi.
Kara propaganda için kurdurulan "irtica.org" adlı internet sitesi, yayınları, 28 Şubat dönemini hatırlattı.
Genelkurmay'ın doğruladığı "internet andıcı"nda yer alan bu kirli amaçlı sitede ki karalama ve iftiralar, dudak uçuklatıyor. İrtica paranoyasını körüklemek için malzame üreten siteden, doğrudan inançlı insanların hedef seçildiği görülüyor.
"İrtica. org", Türkiye'deki kara propagandanın sanal adı olarak tarihe geçti. Deşifre olduktan sonra yayınlarına son verilen sitenin, önceki yıllara ait görüntüleri, sanal İrtica fabrikası gibi kullanıldığını gösteriyor.
Bu sitelerin 28 Şubat'ın bir kalıntısı olduğu daha önce ortaya çıkmıştı. İçeriği de 28 Şubat darbesini yapan cuntacıların stratejileri ile birebir örtüşüyor. Sitenin tek bir hedefi var. İstedikleri zaman millete darbe vurabilmek için her dönemde iyi bir gerekçe olarak kullandıkları irtica paranoyasını canlı tutmak.
Genelkurmay Adli Müşavirinin doğruladığı "internet andıcı" ile ortaya çıkan site, toplumu yönetmek ve yönlendirmek adına kurdurulan 42 internet sitesinden en dikkat çekeni. Dudak uçuklatan iftira ve karalamalarla dolu sitenin içeriği, 28 Şubat sürecini hatırlatıyor.
O dönem; hayali tarikatlar, uydurma şehyler, medya figürleri ve gazete manşetleri ile oluşturulmak istenen irtica paranoyasının, bu siteler sayesinde körüklenmeye devam edildiği görülüyor.
Hedef alınan ise doğrudan doğruya inançlı insanlar. İnandıkları gibi yaşamaktan başka hiçbir beklentisi olmayan halk, suçlu gibi gösteriliyor. Hakaret ediliyor. Sitenin açılış sayfasında, çarşaflı bir kadın, örümcekle yan yana sunuluyor.
Bir başka skandal daha var. Çubuklu'nun 2007'de kapatıldı dediği site, daha bu yıl içinde güncellenmiş. Hatta sitenin sayfa görseli bile yenilenmiş. Ta ki milletin parasıyla kurulup işletilen siteler üzerinden milletin inancına hakaret edildiğinin ortaya çıkmasına kadar...
Sitenin yeni tarihli sayflarında, adeta Ergenekon avutkatlığı yapılıyor. Ergenekon sanıklarının yazılarına yer verilen sitede soruşturmayı yürüten savcılar açık hedef gösteriliyor.
Vahim olan ise kara propagandanın sanal aracı olan bu siteleri kurduk ve işlettik diyenlerle ilgili hala bir soruşturma başlatılmaması.
Ağrı'nın Eleşkirt ilçesinde vatani görevini yaparken atış eğitiminde şehit olan piyade er Volkan Kamalak'ın annesi Mediha Kamalak, oğlu askerdeyken yazmak istediği ancak bir türlü yazamadığı mektubu, oğlu şehit olduktan sonra gözyaşları ve hıçkırıklar arasında yazdı.
İstanbul'da acemi birliğini tamamladıktan sonra usta birliği görevi olarak Ağrı'nın Eleşkirt ilçesine giden 1989/3 tertip Piyade Er Volkan Kamalak, 3 Eylül günü 2. Piyade Mekanize Taburu, 1. Mekanize Bölüğü'nde poligonda atış eğitimi yaparken şehit oldu. Aradan yaklaşık 2,5 ay geçmesine rağmen anne Madiha Kamalak (40) oğlunu hiç unutmadı. Oğlunun Elağız'a gittikten 18 gün sonra cenazesi geldiğini anlatan gözü yaşlı anne Kamalak, "Oğlum İstanbul'da çok rahattı. Bizi hergün arıyordu. Elazığ'a gittikten sonra aramaları biraz seyrekleşti ama orada da her zaman aramaya çalışıyordu. Bir gün aramadı o günde acı haberi geldi" dedi.
Oğlunun fotoğrafını gözyaşları içinde seven ve öpen anne Kamalak, oğluna Elazığ'a gittikten sonra mektup yazmak istediğini ancak engelli kardeşine baktığı için bir türlü mektubu yazamadığını belirterek, "Oğlum gittiğinden buyana bir mektup yazmak istiyordum. Ama önce erken diye düşündüm. Bir türlü mektubu yazamadım. Böyle olacağını bilsem mektubu o ölmeden yazardım. Nerden bilebilirdim böyle olacağını" diye gözyaşlarına boğuldu.
Oğluna dün gece ağlaya ağlaya mektup yazdığını ancak oğlunun bu mektubu okuyamadığını, anlatan acılı anne, "Oğlum mektubu okuyamasada beni duyuyordur. Onun için mektubu ona okuyacağım" diye konuştu.
Anne Kamalak oğluna yazdığı mektubu gözyaşları içinde okudu. Kamalak'ın şehit olan oğluna yazdığı mektupta ise şunlar yazıyor:
"Yavrum gittiğinden buyana sana bir mektup yazmayı düşündüm. Bildiğin gibi özürlü kardeşin Rıza'dan dolayı zaman bulup yazamadım. Ne yazacaktım yavrum biliyor musun? Seni ne kadar çok sevdiğimi. Birtanem ilkgöz ağrım. Herzaman senin yanında olduğumu biliyorsun ama yinede bunu belirtemek için mektup yacaktım ama bir türlü yazamadım. Biz Volkanımızı davul zurnalı, eli kınalı büyük bir kalabalıkla göndermiştik askere. Nerden bilebilirdik yavrumuzu bu kadar güle oynaya ölüme göndermişiz. 3 çocuğum var 1'i özürlü ama bana Volkanımı çok gördüler. Volkanıma doyamadık, canımın içine doyamadık. Üzüm gözlüm 18. gününde o acı haberi aldığım gün dünyam başıma yıkıldı. O gün seninle toprağa girdiğim gün oldu. Sensiz bir hayat düşünemiyorum. Artık telefonlar çalmıyor. Yoksun artık. Sesini özledim fotoğraflarını bakamıyorum. Çekmecelerini açamıyorum. Arkadaşlarını gördüğüm zaman gözlerim yaşlarla doluyor. Tek benim Volkanım sığmadı dünyaya diyorum. Hepimiz yaşayan ölüden farkımız yok" diyerek gözyaşlarına boğuldu.